EKOSES: Makalede sık sık “homojenleşme” vurgusu yapıyorsunuz. Bunu biraz daha açabilir misiniz? Neden bu kadar tehlikeli?
Mürsel Gülevi: Homojenleşme, farklı olanın yok edilmesidir. Oysa mimarlık, kültürün ta kendisidir. Her bölgenin, her toplumun kendine özgü yaşamı, ritüeli, malzemesi, dili vardır. Ama bugün İstanbul'da da, Kuala Lumpur’da da, Paris’te de birbirine benzeyen ofis kuleleri, AVM’ler, konut siteleri görüyoruz. Bunlar sadece birbirine benzemekle kalmıyor, aslında hiç kimseye ait olmayan yapılar hâline geliyor. İnsan, yaşadığı mekâna kendini ait hissetmediğinde yalnızlaşır. Bu yüzden homojen mimarlık, aslında toplumsal yabancılaşmayı da besliyor.