Dünyanın en güzel 37 terk edilmiş yeri

Kıyamet olsa da, terk edilmiş yerler hakkında güzel bir şey var. Saatler durdu ve görünürde…

Küçümsendi, aldatıldı, silindi: mimarinin görünmez kadınlarının…
Mimarlık Tarihinin En Büyük 11 Skandalı
Çift Danışmanlığı Yerine Bir İç Mimar deneyin
Ölü Mimarlık Teorisi üzerine bir söyleşi
Eklenme:16 Nisan 2025
Güncellenme:17 Nisan 2025
428

Ölü Mimarlık Teorisi üzerine bir söyleşi

Mimarlığın Nabzını Tutan Bir Teori: Ölü Mimarlık Üzerine Mürsel Gülevi ile Eksoses Bir Söyleşi Mimarlık dünyası, teknolojik ilerlemelerle hızla dönüşürken; estetik, kültürel bağlam ve yerel kimlik gibi kavramlar giderek silikleşiyor.
Mimarlığın Nabzını Tutan Bir Teori: Ölü Mimarlık Üzerine Mürsel Gülevi ile Eksoses Bir Söyleşi Mimarlık dünyası, teknolojik ilerlemelerle hızla dönüşürken; estetik, kültürel bağlam ve yerel kimlik gibi kavramlar giderek silikleşiyor. İşte tam bu noktada, mimar Mürsel Gülevi'nin ortaya koyduğu "Ölü Mimarlık Teorisi", bugünün yapılı çevresine eleştirel bir mercek tutuyor. Eksoses'in bu özel söyleşisinde, Mürsel Gülevi ile birlikte mimarlığın içine düştüğü ticari ve teknolojik girdapları, tasarımın ruhsuzlaşan yüzünü ve geleceğe dair olasılıkları konuştuk. Yalnızca binaların değil, düşünce biçimlerinin de nasıl tekdüzeleştirildiğini anlamak isteyen herkes için bu söyleşi, hem bir uyarı hem de bir umut çağrısı.
EKOSES: Sayın Gülevi, “Ölü Mimarlık Teorisi” adını verdiğiniz makaleniz, mimarlığın bugünkü durumuna çok sert ama bir o kadar da gerçekçi bir bakış sunuyor. Öncelikle bu teoriyi kaleme alma sürecinizden bahseder misiniz? Mürsel Gülevi: Teşekkür ederim. Aslında bu teori, yıllardır içimde biriken bir huzursuzluğun yazıya dökülmüş hâli. Sahada, masada, şehirlerde sürekli aynı yüzsüzlükle karşılaşıyorum. Tasarımların çoğu artık bir binadan çok, bir ürün gibi. Raflara dizilmiş, tüketilmeyi bekleyen nesneler… Bunu fark ettikçe mimarlığın ruhunu, dokusunu, hatta kimliğini yitirdiğini hissetmeye başladım. “Ölü Mimarlık” dediğim şey, bu kimliksizleşme, bu ruhsuzlaşma hâlidir.
EKOSES: Makalede sık sık “homojenleşme” vurgusu yapıyorsunuz. Bunu biraz daha açabilir misiniz? Neden bu kadar tehlikeli? Mürsel Gülevi: Homojenleşme, farklı olanın yok edilmesidir. Oysa mimarlık, kültürün ta kendisidir. Her bölgenin, her toplumun kendine özgü yaşamı, ritüeli, malzemesi, dili vardır. Ama bugün İstanbul'da da, Kuala Lumpur’da da, Paris’te de birbirine benzeyen ofis kuleleri, AVM’ler, konut siteleri görüyoruz. Bunlar sadece birbirine benzemekle kalmıyor, aslında hiç kimseye ait olmayan yapılar hâline geliyor. İnsan, yaşadığı mekâna kendini ait hissetmediğinde yalnızlaşır. Bu yüzden homojen mimarlık, aslında toplumsal yabancılaşmayı da besliyor.
EKOSES: Teknolojiye dair eleştirileriniz de dikkat çekici. Bir yandan teknoloji tasarımı kolaylaştırıyor ama bir yandan da özgünlüğü yok mu ediyor? Mürsel Gülevi: Bu çok keskin bir bıçak. Teknolojiyi inkâr etmek mümkün değil, hatta doğru kullanıldığında harika sonuçlar doğurabilir. Ama mesele şu: Teknoloji bizden daha akıllı değil, ama biz onu kutsal bir yasa gibi görmeye başladık. CAD programları, yapay zekâ araçları, BIM sistemleri… Bunlar üretimi hızlandırıyor ama tasarımı da standartlaştırıyor. Bir binaya daha az insan eli değiyor artık. Daha az düşünce, daha az duygu... Sonuçta ortaya çıkan şey, bir yapıdan çok bir "ürün" oluyor. Ruhsuz ama çok düzgün bir ürün.
EKOSES: Sizce bu durum tersine çevrilebilir mi? “Ölü” dediğiniz mimarlık yeniden diriltilebilir mi? Mürsel Gülevi: Elbette. Ama bu, kolay olmayacak. Bunun için önce mimarlığın tekrar bir kültür üretim biçimi olduğunun farkına varılması gerekiyor. Şehirlerimizi sadece yatırım araçları olarak gören zihniyet değişmedikçe bu zor. Fakat umut var. Genç mimarların bazıları artık sürdürülebilirliği, yerel malzemeyi, insan ölçeğini dert ediyor. Bir nevi karşı-kültür oluşuyor. Bu da "Ölü Mimarlık"ın karşısında yeni bir hayat arayışını gösteriyor. Ben bu çatışmayı sağlıklı buluyorum. Direniş varsa umut da vardır.
EKOSES: Son olarak, bir mimara —ya da mimar adayına— bu bağlamda ne söylemek istersiniz? Mürsel Gülevi: Mimarlık, çizim yapmayı öğrenmekle bitmez; yaşamı anlamakla başlar. Mimarlık; insanı, coğrafyayı, kültürü anlamadan yapılmaz. Eğer bir binanın kimliği yoksa, onu yapan mimarın da kimliği sorgulanır. Genç mimarlara şunu söylemek isterim: Her projede “Bu bina ne anlatıyor?” sorusunu kendinize sorun. Cevap veremiyorsanız, orada mimarlık yoktur. Sadece yapı vardır. Yapı yapmak kolaydır, ama mimarlık yapabilmek... işte o cesaret ister.
EKOSES: Çok teşekkür ederim bu ilham verici ve düşündürücü söyleşi için. Umarım bu sözler, hem mimarlığa gönül verenler hem de kentleri şekillendiren karar vericiler için bir farkındalık yaratır. Mürsel Gülevi: Ben teşekkür ederim. Mimarlık konuşuldukça güzelleşir.

YORUMLAR


pr-sample23
28Oct

title

Despricton

Benzer Icerikler

...

The Theory of Dead Architecture

Eko-ses’in En İyilerini Keşfedin
Eko-ses’i keşfet

Benzer Icerikler

...

The Theory of Dead Architecture

Tercihleriniz kaydedildi
, , Ekoses Ekolojik Yaşam ve Mimarlık Portalı,
Sürdürülebilir tasarım, çevre dostu mimarlık, ekolojik yaşam ve teknolojiyi bir araya getiren bir platformuz. Ekolojik yaşamı benimseyen herkes için bilgi, yenilik ve ilham kaynağı olmayı hedefliyoruz. 🌿
E-Posta: ekoses_mimarlik@hotmail.com
BÜLTEN ABONELİĞİ

Bültenimize kaydolarak yeni ürünlerimizden veya kampayalarımızdan haberdar olun.