1972'de, Kaliforniya Sanat Enstitüsü Feminist Sanat Programı'nın kurucu ortakları Miriam Schapiro ve Judy
Chicago, Los Angeles'ta terk edilmiş bir
Viktorya dönemi konağındaki 17 odayı 25 kadın sanatçı (çoğunlukla öğrenci) tarafından sanat enstalasyonlarına dönüştüren ortak bir sanat sergisi düzenlediler. İki ay süren proje, sanatçılara iş becerileri öğretmenin yanı sıra, kadınlığın sınırlayıcı beklentilerine meydan okumalarına yardımcı olmayı amaçlıyordu. Kadınlar sadece sanat eserleri yaratmakla kalmadılar, aynı zamanda konağı da (sınırlı dış yardımla) kendileri yenilediler. Proje boyunca, "Ev işlerinin kadim kadın aktivitesi, fantezi boyutlarına taşındı. Womanhouse, kadınların hayatlarını yıkarken, pişirirken, dikerken, temizlerken ve ütülerken kurdukları hayallerin deposu haline geldi" (Womanhouse Katalog Yazısı). Tamamlanan sergi 30 Ocak - 28 Şubat 1972 tarihleri arasında açık kaldı.
Tarihsel olarak, kadınlar elbette ev içi alana, yani özel alana hapsedilmiş (hatta bu alanın esiri olmuş)ken, kamusal alan erkeklerin elinde olmuştur. 1960'lar/70'lerdeki ikinci feminist dalgada, "Özel Alan Politiktir" hareketin bir nevi sloganıydı. Peki bu kavram günümüzde nasıl karşılık buluyor?
"Kadın Evi" sergisinde sanat, kadın cinsiyet kimliğini ev içi alanla ilişkilendirmenin bir yolu olarak kullanılıyor. 16 odayı ve bir Giriş bölümünü kapsayan serginin sekiz bölümünde, kadın sanatçılar geleneksel olarak kadınlara ait olan alanı yaratıcılık alanına dönüştürerek kadınlara dayatılan klişeleri ve sınırlamaları sorguluyor ve bunlarla yüzleşiyor. Sonuç, bu geleneksel alanı hem yıkıyor hem de yeniden sahipleniyor (ya da belki daha spesifik olarak yeniden tanımlıyor). Benim gözümde, enstalasyonları deneyimlerken, bu durum kadınları -hem sanatçı hem de izleyici olarak- daha geniş bir dünya bağlamında kendilerini daha otantik bir şekilde anlamaya potansiyel olarak yaklaştırıyor.
Bu süreçte, 1970'lerin sloganında da belirtildiği gibi, özel olan hem kamusal hem de politik hale gelir.